Her ne kadar 11-12-13 Haziran Bebek Şenliği lafını her yerde görmekten/duymaktan sıkılmış olsam da, tecrübe ettiğim ilk gününü geç de olsa paylaşmak isterim sevgili okur. Zira ne olursa olsun bu tip atraksiyonlara ihtiyacımız var, hele ki böylesi şahane bir şehirde yaşarken.
Cuma günü uyanıp da ‘bugün ne yapsak?’ isimli beyin egzersizini gerçekleştirirken aklıma Bebek Şenliği geldi. Hemen, her yere birlikte gidip her şeyi birlikte yapmak istediğim centilmen kişiyi arayıp darlamak suretiyle organizasyonu gerçekleştirdim ve saat 14 sularında malum semte vardık. Bebek’e arabayla gitme gafletinde bulunduk ancak işgünü olduğu için şansımızın yaver gideceğini düşünmüştük. Fakat heyhat! O güne özel olarak Bebek Parkı’nın önünün organizasyon için gerekli araçlarla kapanmasının da etkisiyle Bebek-Arnavutköy arası 4-5 tur attıktan sonra gördüğümüz ilk boş yere park ettik. Bu Bebek’te park yeri bulunca insan uzun zamandır giymediği bir pantolon cebinde unuttuğu parayı bulmuşçasına seviniyor. Herneyse, şenlik alanı olan Bebek Parkı gayet sevimliydi.
Hem çimlere hem de yürüyüş yoluna dizilmiş bir çok standı gezdikten sonra arta kalan zamanda parka konuşlanmış çeşit çeşit yemek seçeneklerinden biriyle karın doyurmak mümkün. Stantlarda ne ararsanız var; takı, çanta, kitap, çeşitli aksesuarlar, telekomünikasyon markaları, gayrımenkul firmaları, cupcake ve pasta-kek çeşitleri, ev veya bahçe objeleri… ve daha aklıma gelmeyenler. Ancak Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve WWF-Türkiye stantlarını atlamak olmaz. Tam da insanın alma dürtüsünü tetikleyici şekilde, ÇYDD standında çok uygun fiyatlara sevimli Ünzile Bebek magnetleri, WWF standında ise çeşitli yaka iğneleri ve o bayıldığım peluş hayvanlar vardı. Sahil tarafındaki stantlar Galatamoda 2010 kapsamında kıyafet ve tamamlayıcı aksesuarlar için ayrılmıştı. Burada da güzel ya da tuhaf bulunabilecek bir çok ürün göze çarptı.
Gezmekten yorulan ya da enerji harcayıp kurt gibi acıkanları çeken cafe/yemek stantlarından hatırladıklarım ise: Susam, The Upper Crust, balık-ekmekçi, Otantik kumpir, gözlemeci, lokma tatlıcısı, Little China, Kahve Dünyası… Biz bu durakların hiç birinde durmadığımız için kritik yapma şansım yok, bu sebepten yalnızca seçenekleri sıralamakla yetiniyorum.
Gelen gidenlerden bahsedecek olursam, biz gittiğimizde çoğunlukla bebeklerini gezdirmeye çıkmış anneler, stantlar arasında mekik dokuyan kadınlar ve çimlere oturup günün keyfini çıkaran sevgililer olduğunu söyleyebilirim. Kadın ağırlıklı bir kitle vardı. Cumartesi-Pazar günü durum ne olmuştur bilemiyorum. Oluşabilecek kalabalığı hayal edince de bilmek istemiyorum açıkçası
Sonuç itibariyle, her halükarda gidip iyi vakit geçirilebilecek bir aktivite oldu. Daha önce de söylediğim gibi, 2000′li yıllarla ülkemizde özellikle de İstanbul”da sayısı hızla artan festivallerin yanısıra bu tip şenlikler de insanın keyfini yerine getiriyor. Haftasonları, özellikle de bu sıcak yaz günlerinde dışarı çıkacak insanları aynı yerlere -hele ki alışveriş merkezlerine- gitmekten kurtaracak etkinlikler istiyoruz!

Hande Selam;
Yazılar çok akıcı… Hele böyle bizim gibi gezemeyenlerin iştahını kabartan yazıları okumak ayrı bir keyif oluyor.
Yavaş yavaş blog Time Out İstanbul moduna bürünürse fena olmaz.
Tabi bir de sponsor bulman gerecek..Malum gezmek masraflı iş
Hello İbrahim,
Teşekkür ederim.
Ben de isterim Time Out İstanbul tadında olsun ama dediğin gibi sponsor lazım. Gezi masraflarım ödendikten sonra beni tutabilene aşkolsun!
Bence sen yazmaya devam et. Elbette birileri fark edecektir. Hem şimdi ne kadar çok şey paylaşırsan o kadar iyi çünkü iş koşuşturması blog olayına ciddi darbe vuruyor.
Yazıda bahsi geçen centilmen kişi (ki benim devrem olur) bakarsın yazılarını beğenip sponsor olur