Ev-vet.
Balkondan bakıp havayı koklayınca canım yürüyüşe çıkmak istedi. Sokaklar yağmuru yemenin verdiği dinginlikle daha bir güzel olmuşlardı, dallardaki yeşilin rengi bulutlu havayla iyice koyulaşmıştı. Tabii ki hemen gaza geldim, alelacele giyindim, ıslak yollarda perişan olmasından korkmadığım bir ayakkabıyı da ayağıma geçirip sokağa çıktım ki -o da ne? Yağmur başlamış. Yo, hayır vazgeçmeme gerek yok. İnce ince yağarken ben de nefis havayı içime çekerek yürüyebilirim ne de olsa. Evden şemsiyemi alıp yola koyuldum. Kulağımda kulaklık, kulaklıkta Jason Mraz’den Burning Bridges ve arka planda şemsiyemde tıpırdayan yağmur… Keyfime diyecek yok gerçekten.
Arabaların eşlik ettiği bir yürüyüş bile bu kadar güzelken, birazdan Caddebostan sahilde kimbilir nasıl bir huşu içinde dolanacağım diye düşündüm. Evden sahile giderken geçtiğim sokak her zaman çok hoşuma gitmiştir. Tam karşıma bakıp kurşuni mavi renkteki denizi gördüğüm anlarda, kulağımda Bebe’nin sesi yükseldi, Revolvi. Yahu ne iyi ettim de çıktım evden, değil mi!
Tam da fotoğraftaki güzergahta ilerliyordum ki yağmur şiddetini artırmaya başladı. İçime bir kurt düşmedi değil, sonuçta daha yeni başlıyorum! Neyse canım, şeker değilim ya eriyeyim. Azimle gezime devam ettim. Fakat öyle bir an geldi ki o yağmurun hangi saniye bu kadar şiddetlendiğini inanın anlamadım. Zaten hep böyle oluyor; evden yağmuru izlerken saniyeler içinde bastırması ne kadar hoşuma gidiyorsa, sokaktayken bir o kadar delirtiyor. İnsiyaki bir hareketle 180 derece dönerek eve dönüşe geçtim. Bu yürüyüşün bir skandal olarak sonlanma ihtimalini azaltmak istiyordum fakat başaramadım. Şemsiyemin boyutuna ayakkabımın su geçirmezliğinden daha çok güvendiğim için bir süre yukarıda bahsettiğim o sevdiğim sokakta bekledim. Beklerken de aşağıdaki -oluşan ufak çaplı dereleri pek de yansıtamadığım- fotoğrafı çektim.
Bekle babam bekle, elime geçen tek şey arabaların sokaktan geçerken kaldırıma sıçrattıkları suyu değerlendirip nereden yürürsem buna maruz kalmam planı yapmak oldu. Sonunda ıslak ayakkabı, çorap demeden koşar adım evime döndüm. Güzel niyetlerle çıktığım yürüyüşüm eve geldiğimde en sevmediğim şeylerden biri olan ıslanmış kıyafetlerden bir an önce kurtulma aktivitesine dönmüştü.
Demek ki neymiş? Yağmurlu havada gerçekten de en güzeli sıcak çay-battaniye-güzel bir kitap/film üçlüsüymüş.


iyiki yürümüşsün ve bu içten güzel yazı çıkmış…
teşekkür ederim
devamı gelecek bunların.