Yine en olmadık işlerden birine kalkışıyorum.
Ve İstiklal Caddesi’ne dair bir yazıya başlıyorum.
Şüphesiz, İstanbul’da yaşamış neredeyse her insanın adını duyduğunda anı hafızasını kıpırdatan bir caddedir İstiklal.
Benim içinse hatıramda o kadar çok anı var ki burayla ilgili, anlatmak istesem beceremem. İstiklal Caddesi’yle yaklaşık 10-11 yaşlarımda tanıştım. Zaman içinde benim için okul yolu, antrenman yolu, arkadaşlarla eğlence mekanı, boş vakitlerde gidilen yer, kitap/müzik/giysi/ıvır zıvır almak için akla gelen ilk adres, kimbilir kaçıncı defa gezilse de yeniliklerini keşfedebileceğim bir derya… gibi tanımları oldu.
Gitmek istediğinizde hangi semtte olursanız olun, Taksim’e muhakkak bir vasıta bulursunuz. ‘İstanbul’da Toplu Taşıma’ olgusu nedeniyle çoğunlukla zorlu bir seyahatten sonra malum meydana varırsınız. Eskiden Galata-Beyoğlu bölgesi suyunun dağıtıldığı yeri barındırdığı için Taksim ismini alan Meydan, büyük olayların büyük meydanıdır. Büyük üzüntüler de (bkz. 1 Mayıs 1977), büyük coşkular da (bkz. Bayram kutlamaları, şampiyonluk kutlamaları, konserler) burada yaşanmıştır. Şu anda The Marmara Oteli, Atatürk Kültür Merkezi, Gezi Parkı, Tarlabaşı’na gidiş, İstiklal Caddesi girişi ve Sıraselviler Caddesi başlangıcı arasında bulunan bölgedir.
Ortasındaki Cumhuriyet Anıtı -ki şu anda yeni restore edilmiş haliyle görülüyor- daha eskilerde insanların buluşma noktası olmuştur. Hatta Hababam Sınıfı’nın yanlış hatırlamıyorsam 4. serisindeki bir randevu sahnesi olan ‘Taksim Faciası’ da Cumhuriyet Anıtı’nın önünde gerçekleşmiştir
Bugünlerde ise, ‘Taksim Burger önü’ denen bir kavram oluştu. Hala, İstiklal’in girişindeki Burger King’in önünden geçerken dükkanın önünde umutsuzca arkadaşlarını/sevgililerini bekleyen insanlar görebilirsiniz.
Solunuzdaki Burger King’den aşağı doğru sallandığınızda meşhur İstiklal Caddesi’yle tanıştınız demektir. Eskiden çok güzel olan Arnavut kaldırımı yolu yüzünden daha dikkatli yürümeniz gereken bir caddeyken, günümüzde saçma granit döşemesiyle dümdüz bir hal aldı. Hoş, onu bile nasıl özensiz yaptılarsa koskoca taşların her birinin başka bir köşesi havada şimdilerde. Siz her halükarda dikkatli yürüyünüz… Arnavut kaldırımı olduğu dönemlerde, ortasındaki tramvay yolunun iki kenarında diz hizasında sarı babalar vardı. Zamanında bir okul arkadaşımın dikkatsizliği sonucu bunlardan birine şiddetle çarpıp dizini kırdığını hatırlıyorum. Ayrıca raylarla sağlı sollu dizilmiş dükkanların arasında belirli aralıklarla konulmuş olan küçük boy ağaçlar da vardı. İleriye doğru şöyle bir baktığınızda bir aşağı bir yukarı oynayan yüzlerce kafa bu ağaçların yapraklarına karışırdı. Herneyse, uzatmayalım. Kısaca söylemek gerekirse, yeni yapısı şu an daha çok insanın aynı anda dolaşmasına olanak sağlıyordur belki ama ben İstiklal’i Arnavut kaldırımıyla tanıdım, öyle sevdim.
Caddede yürümeye devam ettiğinizde sağ tarafta uzunca bir alanı işgal eden Fransız Konsolosluğu/Kültür Merkezi’ni görürsünüz. Bir şekilde içeri girebilirseniz, avlusunda çakıl taşları ve düzenli görüntüsüyle çok tatlı bir bahçeyle karşılaşırsınız. Şahane kütüphanesinden yararlanabilir, sergi salonunda sergileri gezebilirsiniz. Yürümeye devam ettiğinizde sağlı sollu küçük sokaklar başlar. Keşke yazıyla birlikte kafamın içinde yaptığım geziyi tüm detaylarına kadar aktarsam ama malesef yazı okunabilir uzunluğu aşar (hatta şimdiden aşmış olabilir, özür)
Bu sokaklarda tam anlamıyla ne ararsanız bulabilirsiniz. Her türlü damak zevkine ve bütçeye uygun irili ufaklı cafe’ler restoranlar, özel dikim gömlekçiler, perukçular, kültür merkezleri (mesela Japon Kültür Merkezi), karaoke/metal/jazz vs vs. barlar, esnaf lokantaları, sahaflar, tuhafiyeler, takıcılar, tercüme büroları, bankalar, muhallebiciler, avukat büroları, ayakkabı tamircileri, terziler, plakçılar, kuruyemişçiler, açık çikolata dükkanları, sanat galerileri, müzeler, meyhaneler, ozalitler, nargileciler, kitapçılar, turistik dükkanlar, kuaförler, balıkçılar… daha aklıma gelmeyen neler neler.
Bütün bunların dışında benim en sevdiklerimden biri olan sokak sanatçılarına da sık sık rastlayabilirsiniz. Her çeşit müzik yapanlar: sadece bir gitarla şarkı söyleyeninden tutun da, bağlamasını amfiye bağlamış türkü söyleyen amcalara ya da rastalı saçları ve adını bilmediğim otantik çalgılarıyla folklorik müzik yapanına, kızıldereli giysileriyle şarkılar söylenlere, kemanı veya saksofonuyla kulaklara ziyafet çektirenlerine kadar. Ayrıca illüzyonistler, pandomimciler, tek kişilik tiyatro oyunu oynayanlar gibi sanatçılar da dahildir bu sokak sanatçıları grubuna.
İstiklal Caddesi’nde günün her saati yaşam vardır. Hem de çeşit çeşit, iyi kötü, her şekilde. Gündüz vakitlerinde açık olan galerilere giderek ve müzeleri gezerek san’at dolu saatler de yaşayabilirsiniz, geceleri içip içip dal misali oradan oraya savrulan insanların arasında daha kaotik dakikalar da olabilir. Birbirini tanımayan iki insandan birinin diğerine gül verdiğini de görebilirsiniz, bir kapkaça ya da yaralamaya da şahit olabilirsiniz.
Bu cadde hayatın kendisine benzer. Belki de bu yüzden şehrin mıknatısı vazifesindedir, herkesi kendine çeker. Özellikle de beni.






